“Gezi” sonrası işten çıkarma dalgası


Muhafazakâr tutumuyla bilinen Sabah Gazetesi, son iki yazısını yayımlamadığı Okur Temsilcisi Yavuz Baydar’ı 23 Haziran’da işten çıkardı. Böylece gazetede uzun yıllardır okur temsilciliği yapmakta olan Baydar da kovulan veya istifaya zorlanan tanınmış gazetecilerin arasına katılmış oldu. Beş gün geçmişti ki liberal bir günlük gazete olarak bilinen Milliyet, iki gün arayla önce editörü Derya Sazak’ı, sonra da ünlü köşeyazarı Can Dündar’ı işten çıkardı.

WeFightCensorship olarak, Baydar’ın Sabah Gazetesi tarafından sansürlenen yazılarından ilkini paylaşıyoruz. “Girdaplı su, tehlikeli kulaçlar” adlı bu yazısında Baydar, Gezi Parkı olaylarını haber yapan yabancı medyayı “şeytanlaştıran” Türkiye medyasını eleştiriyor. Saldırıların derhal durdurulması gerektiğini vurgularken, gazeteciler arasında meslekî dayanışma çağrısında bulunuyor.

Bu yazısı, 24 Haziran’da Sabah Gazetesi’nin editörlerine gönderilmişti; ancak, genel yayın yönetmeni Erdal Şafak yazıyı yayımlamak yerine başyazısında Baydar’ı eleştiren bir okur mektubuna yer verdi. Bunun üzerine sinirlenen Baydar, birkaç günlüğüne izne ayrıldıktan sonra ülkede yaygınlaşan otosansürün medya patronlarından kaynaklandığını savunan bir yazı yazdı. Bu yazı 19 Temmuz’da New York Times‘ta yayımlandı. Baydar gazetedeki işine geri dönüp okur temsilcisi ve genel yayın yönetmeni arasındaki ilişkiler hakkındaki yazısını sundu; fakat o da yayımlanmadı.

“Gezi” otosansüre dikkat çekiyor

Mayıs sonunda Gezi Parkı’nı korumak amacıyla başlayan gösteriler kısa zamanda Erdoğan hükümetinin otoriter eğilimler gösteren politikalarına karşı ulusal bir protesto hareketine dönüştü. Beklenmedik ölçüde yayılan ve toplum içindeki zıt grupları bile bir araya getiren protestolara katılanlar, yetkililerce suçlu ilan edildi ve şiddete maruz bırakıldı.

Olaylar sırasında ara sıra göstericilerin de saldırısına uğrayan muhabirler, polisin sistematik şiddetine maruz kalıp tutuklandılar. Lâfını esirgemeyen gazeteciler ve sosyal medya kullanıcıları, hükümeti devirmek isteyen yabancı komplocuların Truva atları olarak adlandırıldı.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) protestolar boyunca 22 gazetecinin kovulduğunu, 37 gazetecinin ise istifaya zorlandığını açıkladı. Bazı gazeteciler ise editörlerinin yazılarını sansürlendiğini belirtti.

Örneğin, İslamcı Yeni Şafak gazetesi Işın Elçin’in “Dış mihraklar ve Mehmet Ali Alabora” başlıklı yazısını yayımlamayı reddetti. Elçin yazısında Yeni Şafak’ın 10 Haziran’dan beri, Twitter’da göstericileri desteklediğini belirten Mehmet Ali Alabora’ya gözdağı vermekte oluşunu ve Alabora hakkında çarpıtılmış haberler yayımlamasını eleştiriyordu. Yeni Şafak tarafından “hükümeti devirmek üzere tasarlanan komplo”nun liderlerinden biri olarak gösterilmesinden sonra Alabora tehdit edilmeye başladı.

Yeni kurulan bir özel kanal olan +1 TV’de 11 Temmuz’da altı gazeteci birden kanal sahibinin kanalın yayın politikasına karıştığı iddiasıyla istifa etti.

Gezi Parkı olaylarından doğan kutuplaşmayla kızışmış olsa da medyadaki bu durum yeni bir gelişme değil. Ünlü gazetecilerin işten çıkarılmaları ve istifaları son yıllarda gündeme daha sık damgasını vurmaya başladı. Akşam Gazetesi çalışanları, Haziran 2013’te gazete sahibinin değişmesiyle “dizginlendi”. Milliyet Gazetesi yazarı Hasan Cemal, Kürt Meselesi hakkındaki tartışmalı yazısı sebebiyle Mart ayında istifaya zorlandı. Ahmet Altan Aralık 2012’de Taraf Gazetesi’nden istifa etmek zorunda kaldı. Ayşenur Arslan CNN Türk’ten, Andrew Finkel Today’s Zaman’dan, Banu Güven NTV’den, Ece Temelkuran Haber Türk’ten ve Mehmet Altan Star’dan kovuldu. Neredeyse hiç tanınmayan bazı gazetecilerse, çok yüksek mevkilere getirildi.

Türkiye’deki medya çok politikleşmiş olsa da çeşitliliğini koruyor, ancak bu çeşitliliğin ne kadar ayakta kalacağı artık belirsiz. Medya patronlarının, çalışanların yayın özgürlüğüne müdahalesini önleyecek koruyucu bir güç yok. Çoğu gazetenin, inşaat, finans ve telekomünikasyon gibi devletten ihale almanın büyük önem teşkil ettiği sektörlerde faaliyet gösteren büyük holdinglerin elinde olması, gazete çalışanlarının savunmasızlığını daha da artırıyor.

Sonuç olarak, ekonomi muhabirlerinin derinlemesine bir araştırmacı gazetecilik etkinliği içinde olmaları gittikçe zorlaşıyor. Dahası, en kârlı sektörlerdeki ticari çıkarları korunsun isteyen bazı medya patronları, sahip oldukları medya organlarında çıkan hükümet eleştirilerini hafifletmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Gittikçe artan otosansür eğiliminin boyutu, pek çok büyük medya organının Gezi olaylarını ilk günlerde görmezden gelmesiyle gözler önüne serildi. 31 Mayıs akşamı Taksim Meydanı’ndaki çatışmaların en hararetli olduğu saatlerde, CNN Türk’ün bir vahşi yaşam belgeseli yayınlaması o kadar konuşuldu ki, penguen fotoğrafları medyanın hükümetle suç ortaklığının sembolü haline geldi.

Medyanın ilk baştaki sessizliği sırasında yabancı kanalların protestoları canlı yayınlaması sonucunda yabancı kanalların Türkiye’deki izleyici sayısı hızla arttı. Hükümet görevlileri ve hükümet yanlısı medya çalışanları ise yabancı medyaya düşman kesilerek hepsini “orantısız” ve “yanlı” haber yapmakla suçladılar.

Yabancı Medya Düşmanlığı

Başbakan Erdoğan her konuşmasında göstericileri terör örgütlerinin ve yabancı spekülatörlerin emrinde hareket eden “vandallar” ve “ marjinaller” olarak niteledi. 16 Temmuz’da yaptığı mitingde CNN, BBC ve Reuters’ı hedef alarak, “Günlerdir yalan haberler üretiyorsunuz. Siz yalanlarınızla baş başa kaldınız. Bu millet sizin dünyaya tanıttığınız millet değil” dedi.

Ülkedeki bazı medya organları hızla başbakanın izinden giderek yabancı medyayı Türkiye’nin imajını lekeleme, hatta hükümeti devirme amacıyla, ülkeyle ilgili kasten yanlış bilgi vermekle suçladı. Güvensizlik her yerde hissediliyordu; fakat daha kötü gelişmeler de yoldaydı.

Takvim Gazetesi, CNN’in tanınmış habercisi Christiane Amanpour ile yaptığı sahte röportajı 18 Haziran’da manşetine taşıdı. “Kirli itiraf” başlıklı düzmece röportajda Amanpour CNN’in, protesto haberlerini “para için” “uluslararası lobilerin baskısıyla” çarpıttığını itiraf ediyordu.

On gün sonra, Takvim daha da ileri giderek CNN ve Amanpour hakkında devlet kurumlarına iftira atmak, protesto görüntülerini ve “uydurma haberleri” kullanarak halkı nefrete sürüklemek suçlamalarıyla şikâyette bulundu. Bu esnada Ankara belediye başkanı Melih Gökçek’in BBC muhabiri Selin Girit’i Twitter’da düşmanca hedef alması basın yayın organlarında ve sosyal medyada hararetli tartışmalara yol açtı ve Girit, İngiliz ajanı olmakla suçlandı.

+

Aa - Aa + Print


wefc-turquie-contenu-tr.pdf
PDF Translation [en]: 
Description [en]: 
"Dangers of swimming in turbulent waters"
PDF Translation [fr]: 
Description [fr]: 
"Brasses dangereuses dans une eau tourbillonnante"